24 Aralık 2013 Salı

Yaşama Dair..


Uzun zamandır bloga yazmıyorum, teknolojiden ve sanal ortamdan rahatsızlığımdan kaynaklı saman kağıtlar, kalem çok daha yakın geliyordu bana ama ne zamandır onları da elime almıyorum. Teknolojinin yarattığı yabancılaşma ve sanallık rahatsız edici gelse de haberleşme ağı olması sebebiyle uzak kalmak gibi bir tercihi de olamıyor insanın ve bilgisayar karşısında saatlerce vakit geçirebiliyor. Madem kalemi kağıdı elime alamıyorum, yazmaktan vazgeçmeme neden olmasın bu dedim ve başladım yine yazmaya. İletişimi, konuşması içten olan, her alanda bilgili ve çok zeki bir arkadaşımın intihar ederek yaşamını sonlandırdığını öğrendim daha dün. İstemsiz bir şekilde yazdığı yazılarına, çekilen neşe dolu videolarına bakar oldum. Kaybetmeden evvel fark edebilseydim yaşama dair düşünüşlerini   ve keşke daha fazla iletişime geçebilseydim diyorum. İşin enteresanı yaptıkları ve duruşu ile hep gıpta ettiğim için kendimi eksik hissederdim onun yanında, nerden bilebilir ki insan o kadar gıpta ettiği birisinin yaşama tutunmaya çabalayışta olduğunu. Şimdi şimdi bakıyorum yaşama tutunmaya çalışırken gördüklerini, paylaştıklarını, düşündüklerini.. Onun gibi olabilmek diyorum ama yaşama tutunmayı başarabilmeyi öğrenerek.. Yaşamı bize dar eden rekabet, tüketim ve sömürü düzenini değiştirmeye inancımızı yitirmeden yaşayabilmek, her daim mücadele edebilmek..

Özgür iradesiyle bunu gerçekleştirdi diyorum bir yandan ve onu anlamaya çalışıyorum, biliyorum nasıl nefes alamaz hale gelinebildiğini ve yaşamanın zor bir eylem haline geldiğini. Zaten istedikleri de bu değil mi? Pes etmemizi, mücadele etmememizi istiyorlar.. Kendi düzenlerini kurgulayabilmek için mücadele eden, sorgulayan insanlar olmasın istiyorlar. Her geçen gün pazar ağlarıyla, medya yayınlarıyla, sınav sistemleriyle kendilerine bağımlı olmamızı istiyorlar.. 'Yaşadım diyebilmek için', paylaşmak ve değiştirmek için karşılarında durmaktan vazgeçmeyeceğiz. Nazım'lardır, Behiceler'dir, Leyla'lardır yoldaşımız.. Sesimize ses katmak, direnişe ortak olmaktır amacımız!

"Yaşamak şakaya gelmez, 
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın 
bir sincap gibi mesela, 
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, 
yani bütün işin gücün yaşamak olacak. 
Yaşamayı ciddiye alacaksın, 
yani o derecede, öylesine ki, 
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, 
yahut kocaman gözlüklerin, 
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda 
insanlar için ölebileceksin, 
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, 
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, 
hem de en güzel en gerçek şeyin 
yaşamak olduğunu bildiğin halde. 
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, 
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 
yaşamak yanı ağır bastığından.                                                                               
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, 
yani, beyaz masadan, 
bir daha kalkmamak ihtimali de var. 
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini 
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, 
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, 
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz 
en son ajans haberlerini. 
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için, 
diyelim ki, cephedeyiz. 
Daha orda ilk hücumda, daha o gün 
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. 
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, 
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz 
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu. 
Diyelim ki hapisteyiz, 
yaşımız da elliye yakın, 
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. 
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız, 
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla 
yani, duvarın ardındaki dışarıyla. 
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım 
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...                                                                       
Bu dünya soğuyacak, 
yıldızların arasında bir yıldız, 
hem de en ufacıklarından, 
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, 
yani bu koskocaman dünyamız. 
Bu dünya soğuyacak günün birinde, 
hatta bir buz yığını 
yahut ölü bir bulut gibi de değil, 
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak 
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. 
Şimdiden çekilecek acısı bunun, 
duyulacak mahzunluğu şimdiden. 
Böylesine sevilecek bu dünya 
'Yaşadım' diyebilmen için… "
                                                        N.Hikmet Ran